Göle Web Sitesi

© BeKa  

  Hele sen Göle'nin neyini gördün...

Göle Yöresi Ağzı

Göle yöresinde konuşulan Türkçe, ülke genelinde ele alındığı zaman, İstanbul Türkçesi denilen Türkçeyle farklılık gösterir. Gerek aksan bakımından, gerekse içerdiği sözcüklerin ses ve vurgu bazında bu farklı söylenişi görmek mümkündür. Sözü edilen bu farklılıklar dil bilimi açısından incelenmesi gereken önemli bir olgudur.

İstanbul Türkçesinden ayrıldığı zamanlar, eski Oğuzcaya yakınlık taşır. Yörede Ardahan ağzına Eski oğuz ağzı diye bir anlam verilir. Diyer bir deyimle Türkmen ağzı da denir. Buna bir örnek cümle yazarsak:

“Uykun geliyor mu?” cümlesini yöre aksanıyla söylersek “Yuxun gelêr” gibi söyleniliyor.

Göle yöresinde konuşulan Türkçe ülke genelinde farlılık taşır demiştim. Bu farlılık ise Göle ağzı dediğimiz bir tür konuşmayı gündeme getirmektedir. Göle Türkçesi diyebileceğimiz bir konuşma tarzı yazım alanında 29 harf ile ifade edilmiyor. Farklı sesler için, farklı harfler gündeme geliyor. Bu farklı harfleri Azerbaycan dahil bütün doğu dillerinde görmek mümkündür.

Bu farklı sesleri içerin harflere gelince;

X: Azeri Türkçesi dahil tüm doğu dillerinde kullanılan bu harf aynı zamanda batı dillerinde de kullanılır. Bizim alfabede yoktur. Göle Türkçesinde bu harf kalın bir tonla gırtlaktan verilir.

Örnek:

“Halk” sözcüğünün “H” harfi Azeri dilinde olduğu gibi, “X” ile ifade bulur. Yani yöre insanı “Halk” demiyor, “Xalk” diyor. “Hal” yerine “Xal” deniyor. “Halis” demiyor “Xalis” diyorlar.

Gelelim alfabemizde var olan “H” harfine, sert ve ince sesli sözcüklerde bulunan şekline. “Hak” sözcüğü, “Hekim” sözcüğü “Hakem” sözcüğü bu harf ile ifade bulur.

Ê: Harfi Azeri Türkçesinde kullanılan “E” harfinin bir ton incesi “E” ile “İ” dilin ortasından verilen bir ses. Ê ile ifade edilir. Bu ses ilk Türkçe yazımında vardı. Sonradan çıkartıldı. Bu ê ile normal e arasındaki farkı bulmak için iki sözcüğü ele almak gerekir.

1. El: Yabancı
2. Uzuv, insan eli

Farklı söylem içinde olmalarına karşın aynı harflerle ifade edilmesi kural olarak zorlamayı getiriyor. Göle ağzında ise Yabancı anlamında olan el “ê” ile söylenir. Birinci sözcükte, dilin uç kısmı üst dişlere deydirilerek ince bir ses ile verilir.

İkinci sözcük ise dilin orta bölümü, üst dişlerin dip kısmına değdirilerek geniş bir sesle verilir.

Gerçi bu sözcükler genel anlamda tüm yörelerde aynı farklılığı göstermektedir.

“K” harfindeki zorlama ise, Göle ağzında “K” harfiyle biten sözcüklerin hemen hemen tamamına yakın olanları “X” harfiyle ifade bulan bir sesle bitirilir.

Bazı “K” harfiyle başlayan sözcükler de “Q” harfiyle başlatılır. Kars Yerine, Azeri Türkçesinde olduğu gibi, Qars olarak verilir.

Bizce en önemli farklılık, yüklem çekimlerinde görülen belirtidir. İstanbul Türkçesinde yer alan “YOR” eki Göle ağzında yer almaz.

İstanbul Türkçesinde: Gidiyorum, gidiyorsun, gidiyor, gidiyoruz, gidiyorsunuz, gidiyorlar.
Göle Türkçesinde ise: Gidêrim, gidêrsın, gidêr ,gidêrıx, gidêrsız, gidêrler şeklinde söylenilir.
Yani yüklem içinde yer alan “YOR” eki kullanılmaz. Êr (er) ekiyle söylenilir.
Bu anlatımdan sonra şimdiki zaman içinde çekim yaparak olayı biraz daha açalım.

İstanbul Türkçesinde:    Göle Ağzı:

Ben Kars’a gidiyorum      Ben Qars’a gidêrim
Sen Kars’a gidiyorsun     Sen Qars’a gidêrsin
O Kars’a gidiyor             O Qars’a gidêr
Biz Kars’a gidiyoruz        Biz Qars’a gidêrıx
Siz Kars’a gidiyorsunuz   Siz Qars’a gidêrsiz
Onlar Kars’a gidiyorlar     Onlar Qars’a gidêrler

Bu açıklamadan sonra, ayrı bir sisteme, değinmenin yararı var. Bu sistem soru kipi kullanımında oluşturulan soru cümlelerinin sonunda yer alan “MU; MÜ; MI; Mİ” soru ekinin İstanbul Türkçesinde var olması. Ama bu soru kipi Göle ağzında bulunmuyor.

Örnek:

İstanbul Türkçesi:                   Göle Ağzı:

Bekir Kars’a geliyor musun?        Bekir Qars’a gelêrsın?
Bekir Kars’a geliyor mu?             Bekir Qars’a gelêr
Bekir Kars’a geliyor musunuz?     Bekir Qars’a gelêrsız
Bekir onlar Kars’a geliyorlar mı?   Bekir onlar Qars’a gelêrler

Göle ağzı eski oğuz Türkçesine uygundur. Günümüz Türkçesinde unutulan yüzlerce sözcük bu yörede sağlam bir dil yapısıyla kullanılıyor. “Kargun” “Kurun ya da Kürün” sözcükleri birer örnektir.

Kargun: Yaz baharda karların erimesiyle taşan suların oluşturduğu selin adıdır.
Kurun, Kürün: Ağaçtan oyulmuş üstü kapaklı yayvan su kabı.

Buna benzer yüzlerce Türkçe sözcük halen halk arasında yaşamaktadır.
Bütün bu ayrılıkların yanında görülmesi gereken bir olay vardır. O da şu: Göle yöresi ülke genelinde Sağlam bir Türkçeye sahiptir. Eski Oğuz Türkçesine yakın bir ses tüm sözcüklere hakimdir. Genellikle sözcüklerin son heceleri kalın ve gırtlaktan verilir.

Aşağıya aldığımız yerel sözcükler bunlardan bazılarıdır. Bu derleme tekil derlemedir, ayrım yapmadan verdik.
 

A

Aba: kıldan örülmüş kalın kumaş ve bu kumaştan yapılan elbise
Ağa: Büyük erkek kardeş, Ağabey
Abad: Gelir
Abad olmak: Gelirden memnun olmak
Ağıl: Hayvanların dışarıda kapatıldığı yer
Axee: Eyvah anlamında olan sözcük
Axır: Son, insanı son
Ağartı: Yağ, peynir, süt yoğurt gibi yiyeceklerin genel adı
Ağırsak Teşinin üst kesiminde çengelli olan yuvarlak parça
Ahan İşte, burada
Anık Yeterince mayalanmamış ekmek hamuru
Ahırı: Sonu
Axırın gele: Sonun gele, ölesin
Axur: Hayvanların konulduğu yer. Ahır
Axbun: Gübre
Akuçka Pencere
Alha: Hele gör
Alaf: Kışlık için hazırlanan hayvan yemi. Ot Saman
Andır: Uğursuz şeyler için söylenilir.
Asaca Yıkamak: Başını önden yıkamak
Andıra Kalsın: Uğursuz olan şeylerin sonu gelsin
Atol: Patatese benzer fındık büyüklüğünde kök
Avlu: Odaların önüne yapılan koridor
Ayar: Atın sırtına vurulan eğer
Ayvan: Eyvan Balkon, evlerin önüne yapılan örtme
Azgun: Şımarık

B

Baca: Evlerin üst kısmını konulan küçük pencere
Badval: Ambarın bir çeşidi
Baga,Pege: Ahırda hayvanlara ot ve samanın verildiği tahta bölme
Barç Etmek: Seslice şapırdatarak öpmek
Basma: Hayvan pisliğini bastırarar düzeltilmiş şekli
Beç: Biraz geri zekalı anlamında, safca
Bed: Çirken
Bednar: Bir çeşit çıban yarası
Bege: Ahırda ot ve samının konulduğu yer.
Beng: Ben, hal, insan vücudunda ki siyah lekeler
Belli: Bilinen
Berf: Kar
Besmi: Bir isim
Bıçğı, Bışxı: Testere
Bıldır: Geçen sene
Bınıvız: Sinsi
Bışkol: Koyun pişliği
Bibi: Babanın kız kardeşi
Biçin: Tırpanla biçilmiş ot ya da ekin
Bidibidi Az, az ufak ufak
Bij,bijli: Sivri uç
Bişi: Yağ içinde kızartılarak yapılan ekmek
Bişka: Kibrit
Boğozlu: Obur.çok yemek yiyen
Bölme: Büyük tepsi
Buğari, puxari: Evlerin üstündeki duman çıkan baca
Buluz: Elbise
Büzdük: Kalça

C

Cadi: Yağcı, insanlara yağ yakan kimse
Cağ: Şiş ya da mil
Camuş: Manda
Cancur: Bir tür küçük erik
Cazigudiyan: Yağcı ya da şeytan
Cemse: Askeri araç
Cici bici Süslü, püslü
Çigelek: Yaban çileği
Cigerakraba: Enyakın akraba
Cillenmek Toprağın yeşillenmesi
Cinav: Kamçı ya da bir ot çeşidi
Cıcık: Güzel
Cığız: Oyun bozan “Cığıza cur bahane”
Cılcıbıl Çırıl- Çıplak
Cırcır: Fermuar
Cırnak Kuşların ayak parmak ucu
Cızlavet: Siyah içi astarlı lastik ayakkabı
Cırnağ: Tırnak
Coc: Bataklık,
Cucul: Civciv,
Culuk: Hindi
Cur: Çocuk oyunlarında oyun bozmak
Cücük: Tavuk Kaz hindi kuş gibi hayvanların yumurtadan çıkan yavruları

Ç

Çar: Bir tür bez çarşaf
Çaynik: Çaydanlık
Çeçil: Tel peyniri
Çemirlemek: Gömlek kolunu katlayarak çevirmek
Çengel: Kargaburnu Çatal
Çimmek: Yıkanmak, banyo yapmak
Çit: Kadın baş örtüsü
Çor: Sinirli bir zamanda söylenilen söz
Çorax: Verimsiz

D

Dabak: Bir hayvan hastalığı
Dadax: Ağabey, Kardeş
Dadda: Çocuk maması
Damçı: Damla
Davar: Koyun
De hayde: Çabukça gel
Degenek: Sopa, çubuk
Değirmi: Yuvarlak
Demiray: Bir tür yara, egzama
Derekep: Derhal, hemen
Desinler için: Gösteriş olsun diye
Diksinmek: Tiksinmek
Dıldıbıl: Çırılçıplak
Dillo: Ketenden örülmüş çuval
Dınaz: Alay
Dınaz etmek: Alay etmek
Dolamaç: Dönemeç
Dolap: Büyük su değirmeni
Dolça: Maşrapa
Doydoy: Güvercin
Dummak: Suya dalmak
Düge: Düve
Düğmeç: Ekmek ve yağla yapılan bir çeşit yamak, ekmek aşı

E

Eebele gel: İşte böyle bu yana gel
Efsene: Saf insan
Eğiş Teknede hamur kazıyan, kazıyacak
Ekmek aşı: Düğmeç
Eqgo: Nene, ana anlamında
Ele deme: Öyle söyleme
Endeze olmak: Oyalanmak
Erek: Orman içinde ki açıklık alan
Eringen: Tembel, üşenen
Eseslice: Esaslıca
Eşgere Açık , alenen
Evlek: Tarla sürümünde pulluğun açtığı iz
Eze Teyze

F

Fanti: İskambil
Ferik: Henüz yumurtlamamış tavuk, piliç
Fırtık: Sümük
Fırtıklı: Sümüklü
Fışğı: Tezeğin ufalanmış şekli
Fitoz: Sevimli
Fizzah: Bağırmak
Fizahlanmak: Bağırmak, ağlamak
Furuç: Armat kurusu

G

Gagaç: Kurumuş otlara verilen ad
Gağ: Meyve kurusu
Gada: Dert, bela
Gadan alem: Dertlerini ben üstüme alayım
Gakka: Çocuk dilinde şeker
Galak: Tezek yığını
Galet: Bisküvi
Ganayahlı: Kadın ya da kız için söylenilen bir söz
Ganfet: Akide Şekeri
Garo: Eski anbar
Garonun yokuşu: Ambar yokuşu
Gaşka: At Arabası
Gav: Kil, toprak
Gavçe: Çengel
Gayğana: Sahanda yumurta
Gecen xere kalsın: İyi geceler
Gedek: Manda yavrusu
Gejjo: Aptal, bilinçsiz
Gem: Döven
Geven: Dikenli derelerde olan bitki
Gıdella: Küçük sepet
Gıdıl: Küçük
Gımı Atol denen bitkinin uzanmış sapı
Gımı gıçlı İnce bacaklı
Gıdik: Oğlak, Keçi yavrusu
Gıjgırmak: Yoğurdun ekşimesi
Gıjjik: Kıvırcık saç
Gınco: Zayıf, çelimsiz
Gırgal: Hayvanları bağlamak için ağaçtan yapılmış boyun bağı
Gırnap: Sağlam ip
Gobbuz: Yumruk
Gobbal: Büyük burun
Gocik: Kaban
Golopi: Tahtadan yapılmış sitil
Gizenguggi: Saklambaç oyunu
God: Bir ağırlık ölçüsü
Godda: Büyük zar, makara
Godik: Manda yavrusu
Gor: Mezar
Gorbagor: Toplu mezar
Gorluk: Cenaze için saklanan para
Gorhana: Mezarlık
Goruhçu: Kır bekçisi
Gozo: Biçimsiz, düzeni bozuk
Göze: Pınarın suyunun çıktığı yer
Gurra,Gurre: Kendini beğenmiş
Gudik: Enik, köpek yavrusu
Gurduşka: Kadınların giydiği bir çeşit gömlek
Guli: Hindi
Gurban: Bir isim
Guşhana: Tencere
Guzzik: Kambur
Güman: Umut
Güman etmek: Umut etmek

H

Hacillenmek: Yaptığına pişman olmak
Hal: Siyah ben
Hamarat: Becerikli
Harbi: Doğru
Hardahurda: Kırık ya da döküntü
Harğ: Ark, su kanalı
Harbutlamak: Sıcak su ile soğuk suyu karıştırmak
Haro: Ambar ya da samanlık içinde ki bölme
Haros: Ekilmemiş tarla
Hasıllama: Yoğurmak
Hedik: Haşlanmış buğday, diş hediği
Hengel: Mantı
Helek: Yorgun
Helek olmak: Yorgun düşmek
Herk: Sürülmüş tarla
Herslenmek: Sinirlenmek
Hetircek: Ocak taşları üzerine, yemek pişirmek için konulan demir çubuk
Hevenk: Kara batmamak için ayağa giyilen geniş ayakkabı
Heyat,hayat: Bahçe
Himm: Bina yapımı için kazılan temel
Hırkal: Mantı
Hışt: Çivili köpek tasması
Hızan: İş bilmeyen
Hodak: Öküzün boyunduruğuna binen ve öküzleri süren çocuk
Hop, xop: Sabanın demir olan ucu
Noravel: Hodak denen çocuğun söylediği maniler
Hozan: Biçilmiş tarlanın bir diğer adı

İ

İstikan: Çay bardağı
İstol: Sandalye
İskat: Ölünün arkasından günahına karşılık verilen para
İşkınlanmak: Filiz vermek
İşkirlenmek: Şüphelenmek
İşmar: İşaret etmek
İtelemek: İtmek

K

Kanfet: Akide şekeri
Kargun: Yazın karların erimesiyle oluşan sel
Kaşka: Ağaçtan yapılmış el arabası, küçük araba
Kayış: Kemer
Kayğana: Sahanda yumurta
Kebani: Ev işlerinde hamarat olan kadın
Kefterkuski: Hortlak
Kerme: Koyun pisliğinden yapılan tezek
Kerti: Bayat
Kidik: Keçi yavrusu
Kınnap: İnce dayanıklı ip
Kırlent: Sekilere konulan yastık
Kirtil: Kısa ve oldukça sert ot
Kitmir: Küçük
Kodik: Manda yavrusu
Kolik: Boynuzu olmayan hayvanlara denir
Kollik: Kuyruğu kesilmiş hayvan
Kolopi: Küçük sitil
Kopça: Düğme
Kopti: Kaba,saba
Kor: Kör
Kart: Yeşil çimenlik ama sert olan yer
Koraraba: Kağnı
Koroğlu: Köroğlu
Korberevi: Önünü görmeyen
Koşat: Binalarda yük taşıyan kalın ağaç
Kotan: Pulluk
Kozik: Ahırda danaların kapatıldığı yer
Köçmek: Evlenmek
Köynek: Gömlek
Kudik: Küçük köpek, Enik
Kulun: Kısrakların yavrusu
Kullik: Bere
Kunkul: Omuz
Kurig: Kısrakların yeni kulunu tay
Kurun, Kürün: Ağaçtan oyularak yapılan su kabı
Kuşkana: Küçük tencere
Kuzzik: Kambur
Küllah: Böğürtlen
Külek: Ağzı geniş, altı dar su kabı
Külül, Külür: Yabani bezelye
Küski: Kaldıraç “Söz sözün küsküsüdür”
Kütan: Kotan,Pulluk
Küze: Su kabı

L

Lallo: Konuşamayan, lal
Laçin: Doğan
Laz: Karadenizliye denilir
Lazut: Mısır
Lazo: Oy Karadenizli
Leçek: Beyaz renkli başörtüsü
Lelê: Ana, bakıcı
Lenger: Geniş ve derin leğen
Lezgi: Halk müziğinde bir makam adı. İsim, bir aşık adı
Lıbbız: Parasız, Züğürt
Lığlanmak: Mızmızlanmak gibi
Lili: Lakap,
Lobya: Fasulye
Loda: Büyük ot yığını
Lokko: Büyük kaba
Lök: Büyük
Lüle Musluk, Suyun aktığı boru

M

Mahal: Yer, mesken
Mafiş: Küçük kare şeklinde kesilmiş yufkanın yağda kızartılması
Makat: Tahtadan yapılmış sedir
Mar: Yılan
Maşrapa: Kulplu bir çeşit su kabı
Mattavar: Bir çeşit hastalık
Maya: Kadın adı
Mazi: İki teker arasında ki mil
Mehriban: Kadın adı, merhametli
Mercana: kışlık yakacağın ormandan temini.
Meşe: Orman
Merek: Ot ya da saman konulan ev: “Merek yandı sıçana da kalmadı”
Mintan: Gömlek
Miras kalsın: Mal sahibinin ölmesini dilemek
Modgam: İmece
Morbet: Çırak, yardım eden çocuk
Mozik: Bir yaşına girmiş dana
Möğkgem: Sağlam
Muzveil: Muhbir
Muzveillemek: İhbar etmek
Mürgülemek: Otururken hafiften uyumak, şekerleme

N

Nahır: Sığır sürüsü
Neft: Gazyağı
Nevale: Erzak
Napuzzar: Kapının önünde ya da arkasında kalan tarla
Nat: Tırpan sapı
Nataş: Çıra parçasına verilen ad
Nöker: Hizmetkar

O

Ola, Ula: Ulan, arkadaş
Oçkur: Uçkur
Ola Çabux Gaç: Hemen kaç

Ö

Ögeç: Bir yaşını geçmiş erkek kuçu

P

Pağaç: Yuvarlak ve kalın bir tür ekmek, somun
Paxıl: Kıskanç
Paxıllanmak: Kıskanmak
Pampara: Bir tür yabani bitki
Panta: Yabani armut, ahlat
Papağ: Başa giyilen tiftik başlık
Papul: Çocuk ayakkabısı, patik
Peg: Yıkıntı, virane olmuş ev kalıntısı için denir
Pege: Ahırda hayvanların ot ya da saman yedikler bölme
Pepe: Kekeme
Peleş: Boynuzları yanlara doğru açılmış hayvanlara verilen ad
Peçkir: El havlusu
Pisik: Kedi
Peş: Arka
Peşine gitmek: Arkasından gitmek
Peşlemek: Kovalamak
Peşgun: Ayakları kısa yer sofrası
Pırti: Elbise
Pızık: Yabani arı
Pızıklanmak: Sineklenmek
Pin: Tavuk yuvası, kümes
Pingal: Folluk, tavuk yuvası
Pitik: Köpek yavrusu
Polum: Oyun
Polim yapma: Oyun yapma
Portlak: Göz yapısı büyük olan
Poşa: Çingene,
Potur: Büzgü
Poy Poy: Hele bakın anlamında “Poy Poy Gülen Yar”
Pöçük: Kuyruk, en geride kalan
Puç: Hiç, yitirmek “Emegim puç oldu”
Punğar: Pınar
Pumpul: Yastık başlarına dikilen püskül, süslü
Pulul: Ot demeti
Put: Bir ağırlık ölçüsü
Puti: Yiyeceği olmayan ailenin fertlerini komşuları alıp besleme işi
Püşürik aşı: Bir tür çorba
Pöçük: Son. Kuyruk
Pörçük: Tırpanı sapına bağlanan yeri
Pörçüklü: Yağcı,
Punğar: Çeşme

S

Sağdıç: Düğünde damadı gezdiren kişi
Sahi: Gerçek
Sahi mi: Gerçek mi
Sak: Çorabın tabandan yukarı olan kısmı
Sako: Sakar, dökülen
Sambağı. Samileri bağlıyan ip
Sami: Boyunduruğa takılan ağaç ya da demir çubuk
Sanaksal: Ahırların orta yerinde çukur hayvan bokunun toplandığı kanal
Sap: Başakların tutunduğu dal
Sarol: Can eriği
Sazna: Arazi ölçümünde kullanılan bir ölçü aleti
Secele: Soy kütüğü
Segirtmek: Çabuk gitmek
Sıggavus: Ahır temizlemede kullanılan süpürge
Seki, Sevki: Sedir
Sıloık: ıslık
Sinor: Tarla hududu, sınır
Sitekan “İstikan” Bardak
Sitil: Süt kabı
Sivirlenme: yokuş aşağı kayma olayı
Stol: Sandalye
Sosiya: Parlak renkli kara kuş

Ş

Şaplak: Tokat
Şillopa: Karla karışık yağmur
Şirat: Peynir Suyu
Şoğurt: Salya
şourtlu: Salyalı
Şor Tuzlu
Şoş: Asfalt yol
Şöbe: Oltu taşından yapılan boncuk
Şuşlanmak: Fazla yatmak
Şuşurtluk: Değirmen oluğunun su dökülen yeri
Şüzzük: Peynirin suyu

T

Tağaryirlenme: Kendinden geçme
Tanış: Tanıdık
Talaş: Telaş
Tapan: Sürülmüş tarlayı düzeltmeye yarayan tahta kalas
Tapul: Ot demeti
Tar: Tavukların üstüne dizildiği ince sırık
Tavşal: Kadınların baş örtüsünün kalını
Tecgere: Hayvan pisliğini taşımaya yarayan tahta alet
Têlli: Güzel, narin
Telis: Çuval
Teper: Doldurur, “Ha bire teper”
Terek: Raf
Termaş: Bozuk
Termaşa kalsın: Bozulsun kalsın
Terpen: Kımılda
Terpet: Kımıldat,
Teşi: Yün eğirmeye yarayan alet
Teşt: Saç legen
Tevür: Çeşit
Têy: bir nida, “Têy ne zaman geldi”
Trink: Peşin para anlamında
Tik: Yüksek, dik
Tığ. Harman yerinde ki saman yığını
Tığa: Saygısız olan delikanlıya denir
Tırık: İshal
Tırhıç: Ahırın içini bölmek için yapılmış tahta duvar, bölme
Toklu: Yaşına girmiş erkek kuzu
Tulla: Köpek eniği
Tullanmak: Yuvarlamak
Tuluk: Tulum
Tuman: Don
Tülek: Korkudan çabukça kaçan, ödlek
Torpax : Toprak
Torpax başına: Ölesin, mezara gidesin
Torlak: İş bilmeyen, acemi
Tosbağa: Kaplumbağa
Toklu: Bir yaşında kuzu
Toy: Düğün
Tump: Tarlaların kenarı
Tütün: Duman
Tütüye: Bir çiçek, kadın ismi

U

Uca: Yüce, “Uca dağların başında”
Uçux: Yıkık
Uğuz: Oğuz
Ula: Ola, olan
Ula Ula: Hele hele
Umaç: Hamurdan yapılan bir yemek
Uşax: Çocuk

Ü

Ürek: Yürek
Üstü: Elbisesi
Üzerlik: Sedefotu
Üzdür: Yüzdür

V

Varlı: Zengin
Vedre Kova, su kabı
Veran: Viran, harabe
Veran kalsın: Harabe olsun
Voj: Yular
Vurgun: tutkun
Vışşş! Şaşırma ifadesi

Y

Yad: Yabancı
Yal: Köpek yiyeceği
Yalax: Köpeğe yal verilen kap, yal kabı
Yalaka: Yağcılık eden
Yanaşma: Yandan takılan
Yanbegi: Yatay olan eğiri
Yanpuri: Eğri düz olmayan
Yansılama: Taklit etmek
Yarpax: yaprak
Yaşik: Ağaçtan yapılan kasa
Yaşmax: Başörtüsü
Yavan: Katıksız
Yaylıx: Başörtüsü
Yêddi: Yedi
Yege: Eye
Yegin: Çalışkan, üşenmeyen
Yeke: Büyük, kocaman
Yel: Osuruk
Yellen: Ossur
Yêri: Yürü
Yerinmek: Heveslenme
Yesir: Esir
Yesir olmak: Kurban olmak
Yeşilpiç: ¼ lük Rakı
Yığ: Topla
Yığın: Ot yığını, kalabalık
Yumri: Yuvarlak
Yuha: Sığ derin olmayan
Yuha: ince
Yuxu: Uyku “Yuxun Gelêr”
Yüngül: Hafif
Yola vurma: Gönderme
Yon: Bir ağacı yontmak.
Yoz: Kısır mal

Z

Zabun: Çelimsiz
Zağar: Küçük köpek
Sağ: Kara karga
Zağ: Keskin sivri
Zağar: Küçük köpek
Zandux: Sandık
Zanka: Kızak
Zahar: Gerçekten öyle
Zeher: Ağu, Zehir anlamında
Zehrimar: Sinirli bir anda “Ne var” anlamında kullanılır
Zer: Altın
Zerzebil: Perişan
Zerge: Değersiz, değeri düşük olan denir
Zeşt: İnce sac
Zeşt: Ağıt
Zıbın: Bebek gömleği
Zevsek: Geveze
Zırlama: Ağlama, çok söylenme
Zırza: Asmalı kapı kilidi
Zırzop: Uyumsuz, kaba saba
Zibidi: Giyimiyle topluma uymayan kişi
Zibil: İnce toz
Zirt: Gösteriş meraklısı
Ziyankar: Zarar veren
Ziyil: Siğil
Zoğ: Tarla, çayır biçiminde tırpanın biçerek yığdığı ot
Zokko: Mantar
Zukkum: Haram, zehir, zıkkım.
Zanduk: Sandık

 

 

Aşık Kevseri ● Göleli Gelin